Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybolan yakınlarının akıbetini sorgulamak ve faillerin yargılanmasını istemek amacıyla Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri oturma eylemine bu hafta da devam etti. 1101. haftada, kayıp yakınları tekrar Galatasaray Meydanı’nda toplanarak seslerini duyurdu.
Mehmet Şerif Avşar için adalet talebi, bu hafta yapılan açıklamanın merkezindeydi. 32 yıl önce Diyarbakır’da JİTEM üyeleri tarafından ailesinin gözü önünde kaçırılan ve iki hafta sonra cansız bedeni bulunan Avşar için yapılan çağrıda, kayıp yakını Setenay Yarıcı’nın sözleri dikkat çekti: “28 yaşındaki iki çocuk babası Mehmet Şerif Avşar, Diyarbakır’ın Yenişehir semtinde ailesiyle birlikte çalışıyordu. 22 Nisan 1994 tarihinde işyerine gelen sivil giyimli altı kişi, ‘ifadesi var’ diyerek onu götürmek istedi. Ağabeyleri resmi kimlik göstermelerini talep etti ve bunun üzerine bir kişi dışarı çıkarak ‘Müdürüm’ dediği bir kişiyle geri döndü. Gelen kişi, JİTEM’de uzman çavuş olarak görev yapan Gültekin Sütçü’ydü. Askeri kimlik gösteren Sütçü, ‘Bir şey olmayacak, ifadesini alıp bırakacağız’ dedi. Ancak aile bu duruma ikna olmadı ve tehditler yükselmeye başladı. Mehmet Şerif, ‘Kardeşlerime dokunmayın, ben geliyorum’ diyerek onlarla gitmek zorunda kaldı.”
Yarıcı, tanıkların önünde Mehmet Şerif Avşar’ın yedi kişilik JİTEM ekibi tarafından sürüklenerek araca bindirildiğini, ardından kardeşlerinin onun Diyarbakır’daki JİTEM merkezi olarak bilinen Saraykapı Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğünü gördüğünü belirtti. Aile, hemen Alay Komutanlığı’na başvurarak kendisini sordu, ancak ‘Biz gözaltı yapmıyoruz, araştıracağız. Siz burada beklemeyin’ yanıtını aldılar. Ancak beklerken, Avşar’ı götüren kişileri askeriyenin bahçesinde kendi gözleriyle gördüler.
Aile ve insan hakları örgütlerinin tüm başvuruları sonuçsuz kalırken, iki hafta sonra Mehmet Şerif Avşar’ın ağır işkence izleri taşıyan cansız bedeni Lice yolunda, metruk bir binada bulundu. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararına göre, Avşar jandarma komutanlığına kayıtlı araçla gözaltına alınmış, sorgulandıktan sonra öldürülmüştü. Ancak yargılama süreci, bu suçu sistematik bir politika olarak ele almak yerine bireysel bir cinayet gibi değerlendirdi. Böylece gerçek sorumluların çoğu yargı önüne çıkarılmadı.
Yıllar süren yargılamalar sonucunda, korucu Ömer Güngör 20 yıl, itirafçı Mesut Mehmetoğlu, korucular Fevzi Gökçen, Yaşar Günbatı, Aziz Elbey ve Zeyat Akçin altışar yıl hapis cezasına çarptırıldı. Olaydan 14 yıl sonra ise uzman çavuş Gültekin Sütçü 30 yıl hapis cezası aldı. Ancak, bazı faillerin tespit edilmiş ve cezalandırılmış olması, yürütülen soruşturmanın yeterli olduğu anlamına gelmez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Temmuz 2001 tarihli kararında, mahkumiyetle sonuçlanan bir kovuşturma olmasına rağmen, adli sürecin Mehmet Şerif Avşar’ın kaçırılması ve öldürülmesinde resmi makamların rolünü ortaya çıkarmadığını belirtti. Türkiye, etkili bir soruşturma yürütmediği ve yaşam hakkını korumadığı için mahkum edildi (Avşar / Türkiye, 10.07.2001 tarihli karar, Başvuru no.25657/94).
Aradan geçen 32 yıla rağmen, anneler hâlâ şu soruları sormakta: Mehmet Şerif Avşar’ın yaşam hakkı neden korunmadı? Onu gözaltına alanlar kimlerden emir aldı? Bu suçun arkasındaki JİTEM yapısı neden açığa çıkarılmadı? 1101. haftada bir kez daha Mehmet Şerif Avşar için adalet istiyoruz. Zorla kaybedilmesini engellemeyen ve suçta sorumluluğu olanlar hesap vermelidir.